Blog Yazarlığı Anlayışı ve Blog Ödülleri
Merhabalar. Yazımın başlığından da anlayacağınız gibi bugün bir uygulama yazısı veya makale paylaşmayacağım. Bugün daha ziyade şu aralar sıkça tartışılan “Blog yazarlığı”, “Blog Ödülleri” gibi konulardan bahsedeceğim.
Yazımın başında söylemek istiyorum ki bu konu hakkında söyleyeceğim sözler “evet bu kuraldır, bu iş böyle olur” niteliğinde tanımlar olmayacak. Daha ziyade kendi görüşlerimi sizinle paylaşacağım. Hem t’infection’a artık kişisel yazılarımı da yazacağım dememiş miydim, buyrun kişisel bir yazı :)
Efendim işin şakası bir yana hepimizin öyle ya da böyle içinde olduğu, bir ucundan tuttuğu bir oluşum bu blog denilen şey. Kimimiz bir bloga sahip ve blog yazarı, kimilerimiz ise blog yazmıyor ancak sevdiği blogların sıkı bir takipçisi. Hatta bazılarımız blog denilen şeyin ne olduğunu bilmese bile internette hergün onlarca blog görüyor.
Bloglar artık insanların kendini ifade etmesini sağlayan en büyük mecra. Bir kişinin bildiği konularda yazılar yazdığı, takip edildiği, insanlara faydalı şeyler sunduğu oluşumlar hepimiz tarafından beğenilmekte ve takip edilmekte. Sözlerim yanlış anlaşılmasın bir blog illaki faydalı olacak diye bir kural yok. Bunu örneğimi daha da perçinlemek adına söylüyorum.
Türkiye’de blog kültürü ilk yerleşmeye başladığı dönemden bu yana oldukça büyük gelişmeler kaydedildi. Blog servisleri çoğaldı, blog yazan kişiler çoğaldı, bilginin ve eğlencenin ana unsuru bloglar oldu. Şirketler, kamu kurum ve kuruluşları kendilerini blogları ile ifade ettiler. Kısacası bloglar daha tanıdık bir yüz daha bizden bir tüketim aracı gibi oldular.
Bununla birlikte internet kullancısının blog denilen şeye karşı bilinci de değişti. Önceki zamanlarda bir blog gören kullanıcı kişisel yazıların yazıldığı, bazen komik bir anının paylaşıldığı bir blogu yadırgayabilirdi. Öyle ya özel hayatımızı pek internete döken bir millet değiliz(!) Şimdilerde ise durum bunun tam tersi. İnsanlar blog denilen kavrama ve en çokta blog yazarı kavramına çok aşinalar. Yazımın başlığını “Blog Yazarlığı Anlayışı ve Blog Ödülleri” olarak attım biliyorum. Konuyu fazla dallandırıp budaklandırmadan anlatmak istediğim şeyleri anlatacağım.
Blog yazarlığı ve blog kavramı artık aşina olunan bir durum olsa bile hala tartışılan bir konu. Kim blog yazabilir, kim yazamaz, blogda neler yazılabilir, bir blogda neler olmalı neler olmamalı… Bu soru ve tartışma listesi uzayıp gider.
Nacizane 5 yıldır blog yazan biri olarak benim de bu konuda söylemek istediğim bazı şeyler var. Aslına bakarsanız herkes blog yazabilir. Herkesin blog yazmadaki özgürlüğü gibi blogunda istediği şeyi de yazabilir. Buna bir okuyucu olarak ben karışamam. O blog yazarının sevdiği şeyleri, gördüğü şeyleri, bildiklerini kısacası tecrübelerini aktarması benim için bir rahatsızlık teşkil etmez.
Bu noktada yaşanan tartışmanın tam ortasına düşüyoruz. Blog faydalı olmalıdır, blog öğretici olmalıdır. Bu önermeye kısmen katılıyorum. Neden derseniz blog denilen şeyin oluşumunda illa birşeyler öğretelim, aman millet bunu da öğrensin gibi bir felsefe yatmıyor. Kullanıcıların daha sonra hatırlamak üzere internet üzerinde herhangi bir yere kaydettiği şeylerden bahsediyoruz. Bazen bir web adresi, bazen bir makale, bazen de o gün yaşadığınız enteresan bir olay. Blogların internet çöplüğüne hizmet eden araçlar olmaktan öteye gidemediği durumlarda ise bu söylediğim şeye katılmıyorum. Nitekim bu gibi birçok blogta mevcut. Üstelik bunlar da blog olarak adlandırılıyor. Bu noktada o web sitesine blog demek ve dememek konusunda kendimle çelişiyorum.
Blog yazarlığı aslına bakarsanız kişinin bilgisine, deneyimine, tecrübesine ve dünya görüşüne dayanan birşey. Zaten o blog yazarının bu tip özellikleri olmasa veya bunları bize uygun bir malzeme ile sunamazsa o kişiyi takip etmeyiz. Hangimiz Nahnu’nun veya Eray Endeş’in bloglarına bakmadık, hangimiz Sunipeyk okumadık değil mi? Böyle yazdığım zaman insanlar kinaye yaptığımı düşünebilirler ancak gerçekten bunu samimi olarak yazıyorum. Çünkü benim de hala Rss okuyucumda bu bloglar kayıtlıdır ve tüm yazılarını takip ederim. Sadece bu saydığım isimler değil, Türkiye’deki birçok blogu yakından takip ediyorum ve izliyorum. Blogları okumak hoşuma gidiyor, ne de olsa ben de bir blog yazarı sayılırım (İşte bakın burada kendime karşı kinaye yaptım, benden de blog yazarı oluyorsa :)
Hem blogları sıkı takip eden biri hem de blog yazmaya çalışan birisi olarak yaşanan bazı şeyler bana oldukça saçma geliyor. Olaya iki açıdan da objektif bir şekilde bakmaya çalışıyorum.
Blog Yazmanın da Blog Yazarı Olmanın da Kuralı Yoktur!
Blog denilen hadisenin veya etrafında dönen tartışmaların odak noktası bu bana kalırsa. Her durumda olduğu gibi bu durumda da bir takım kurallar koyuyoruz kendimize. Daha doğrusu bu kuralların etrafında hareket etmeyi seviyoruz.
Aynı durum blog yazarlığı için de geçerli. Blog yazarı olmanın bir kuralı yok! Bir insan internet bağlantısı olan herhangi bir bilgisayarda hür ve özgür irade ile ücretsiz bir blog servisinden kullanıcı adını, blog adını seçip blog yazmaya başlayabilir. Bu kişinin yazdığı blogu okuyup okumamak, yazılarını tasvip edip etmemek size kalmış birşey. Unutmayın internet kullanıcısı olarak böyle bir hakkınız var.
Blogu ya da blog yazarını kalıplar içine almaya çalışmak, blog bu değil(!) mantığı ile yaklaşıp kişileri yargılamak hiç hoş değil. Bunu yapan bazı arkadaşları görüyorum ve bu durumda oldukça üzülüyorum. Neden bu biçime sığma çabası? Bence gereksiz…
Peki BÖ!?
Efendim, son birkaç yıldır yapılan bir organizasyon var malumunuz. Blog Ödülleri adı altındaki bu yarışma ile her sene belli kategorilerde bloglar yarışıyor. Bu tür organizasyonların olduğu dönemlerde yazımın konusu olan blog tartışmaları da daha çok alevleniyor.
Çünkü insanlar yarışmada yapılan bir takım şeyleri beğenmiyorlar. Bazı noktaları kusurlu buluyorlar. Olumlu ve olumsuz eleştirilerini sıralıyorlar. Bunlar bana kalırsa yapılan bu tür organizasyonların ilerlemesi ve daha iyi olması açısından iyi şeyler. Ancak dozunda olmak kaydıyla. Hakaretamiz tabirlerle, karşıdaki kişinin kalbini kıracak şekilde söylemlerle olmamak kaydıyla…
Yazımı buraya kadar takip ettiyseniz benim BÖ! hakkında düşüncelerimi de merak ediyorsunuzdur. Bunları da açık bir şekilde dile getirmek istiyorum.
t’infection.com’da Blog Ödülleri şeklinde arama yaparsanız Blog Ödüllerinin kazananlarını duyurduğum, blog ödülleri kayıt ve işleyiş zamanlarını bildirdiğim birkaç yazıma rastlayabilirsiniz. Bu tür organizasyonların blog camiası için verimli olacağını düşündüğüm için hemen bunları sitemde duyuruyor ve insanları bilgilendiriyordum. Sanıyorum ilk olarak 2008 yılında başlayan bu organizasyona t’infection olarak ilk yıl aday olmuştuk. Geçtiğimiz yıl ise aday olmadım. Hatta buraya da aday olmayacağımı yazmıştım.
Geçtiğimiz yıl aday olmamamın birçok nedeni vardı aslında. Organizasyonda gördüğüm eksiklikler bunun başında geliyordu. İşleyiş, kategorilendirme, kabul edilme şartları gibi konularda kafamda bazı soru işaretleri vardı. Bunlarla birlikte asıl önemli nokta; t’infection’u hala umduğum gibi verimli bir blog haline getirememiştim. Belki bu konuda bana katılmayabilirsiniz ancak bu blogun kurucusu ve yazarı olarak ben öyle düşünüyorum. Nitekim bol uygulama yazılarının olduğu, insanlara gözle görülür bir takım materyallerin sunulduğu, mümkün olduğunca özgün içeriğin barındırıldığı bir blog olma çabamı yerine getirdiğimi düşünüyorum. En azından yeni versiyonumuza geçtiğimiz v6 döneminden bu yana durum böyle. Bu konuda takdir siz sevgili okurların ve takipçilerin.
BÖ! Sev, BÖ! Eleştir!
Bu yıl yine BÖ! yarışma takvimini takip ettim. Adaylık sürecinde t’infection.com’u aday olarak gösterdim. Bundan artık organizasyonun eksiklerinin giderildiği ve yarışmaya bu şekilde aday olduğum sonucu çıkarılmasın. Açıkyüreklilikle söylüyorum ki t’infection.com’u artık bir blog olarak görebildiğim için bu organizasyona katıldım.
Blog Ödülleri yarışması bu yıl biraz daha renkli gibi geldi bana. Örneğin Blog Ödülleri’nin tanıtımı için yapılmış olan reklam filmleri. Bu bir blog yazarı olarak beni çok sevindirdi. Yekta Kopan’ın sesinden o reklamları izlemek hoştu doğrusu. Ayrıca geniş sponsor desteğinin yarışmaya olan etkisini de görmek mümkün. Büyük firmaların bloglara verdiği desteği görmek güzel. Bu yılki kategorilendirme biraz daha iyileştirilmiş gibi üstelik.
Organizasyonun mutlaka eksikleri var. Hem de acımasızca eleştirmek istediğim birçok noktası mevcut. Bunlardan bir tanesi kategoriler içinde yer alan ve o kategoriye gerçekten uygun olmadığını düşündüğüm bloglar. Bir başkası yarışmaya aday olan blogların uygun eleminasyona tabi tutulmaması. Bazen bölümlere bakıyorum da o bölüme uymayan birçok blog var. Sırf bu yüzden onlarca blog bir kategori içinde aday olabiliyor. Bu yıl yarışmaya katılan 1800 blog var biliyor musunuz? Şimdi bir kullanıcı olarak ben tüm blogları nasıl inceleyip oy vereceğim, oyumu vereceğim bloga nasıl karar vereceğim? E bunların olmaması gerekir işte bu tür bir yarışmada.
Hediye konusunu ise hiç açmak istemiyorum ama ne yapayım açmış bulundum bir kere. Bana kalırsa bu tür bir yarışmada kazanan bloglara hediye falan vermeyin. O zaman bu gibi bir yarışmanın amacı o hediyeyi kazanmak oluyor. Bu durum da hiç hoş birşey değil bana göre. Hediye mediye olmasa da olur. Orada kullanıcıların oyuyla seçilen o blogun yazarına veya yazarlarına vereceğiniz bir plaket onlara yeter de artar bile. Yahu ne yapayım ben Ülker’den kucak dolusu hediye paketini… Bisküvi, gofret yiyerek blog yazmaya devam mı edeyim? Yok yok bu konuyu uzatmayayım en iyisi…
Son Olarak
Yazımın sonunda yine hatırlatıyorum. Benim Blog yazarlığı ve BÖ konusunda kişisel görüşlerimi okudunuz. Bana katıldığınız veya katılmadığınız noktalar olabilir. Bunları yorumlarınızla yazarsanız çok sevinirim. Blogküre konusunda ahkam kesmek benim haddime değil ancak gördüğüm eksikleri de bildirmek boynumun borcu. Eğer blog yazdığımı düşünüyor ve blog yazarı olduğumu söylüyorsam bunu yapmak zorundayım.
Üstelik Türkiye’de hem internet medyasında, hem de blog yazarlarının kendi arasında bu tartışmalar hiç bitmeyecek. Belki yön değiştirecek ama yine benzer ifadeler ve tanımlamalar etrafında dolanacağız. Maalesef bu böyle.
Bu aşamada düzenlenen Blog Ödülleri yarışmasını lütfen eleştirin. Eleştirin ki her yıl daha iyi bir organizasyon görelim. Ama yazımın içinde söylediğim gibi düzeyli ve karşımızdakini kırmayacak şekilde.
Yarışmayı düzenleyenleri böyle bir yükümlülüğün altına girdikleri ve eleştirilere katlandıkları için kutluyorum. İnşallah kazanan Türk Blogküresi olur… İnşallah kazanan blog yazarları olur…
Saygı ve sevgilerimle efendim…
Volkan KARAKUŞ
Rastgele Yazılar
Blog Yazarlığı Anlayışı ve Blog Ödülleri yazısı için 3 yorum yapılmış...
Yorumunuzu Yazın
Tecrübeli dediğim blog yazarlarının sürekli olarak ” bana oy verin ” mantığını bloglarına yansıtmasına anlam veremiyorum bende.
Haklı, birinci olmak ister, belki olmayı hak ediyor dahi olabilir ancak o seçimi okuyucusuna bırakması ve sadece böyle bir yarışmanın varlığını, kendisinin de aday olduğunu belirtmesi en temiz ve en saygı değer olanı bence.
Her neyse…
Güzel olanı ise oradaki bloglardan görüp yeni mecralar takip ediyor olmam :)
Blog ödüllerini, blog yazarlarını heveslendirme ve blogları yaygınlaştırma açısından gayet önemli buluyorum; ama kişisel olarak pek ilgimi çekmiyor. Adaylık konusunda ise bence blog sahiplerinin başvurması yerine bu işi tamamen blog okurlarına bırakırsak daha güzel bir yarışma olur gibi geliyor bana.
BÖ’nün sistemini geliştirmesi gerekmektedir. Oylama vb.